23 Mayıs 2013 Perşembe

bazen kalp istemese de çıkar iki dudak arasından bir çift söz..

a istanbul, beyim aman, sen bir han mısın.

gidip de gelmeyen, yari ben neyleyim.

vakitsiz açılan, gülü ben neyleyim.

21 Mayıs 2013 Salı

incesaz candır

incesazdır,
insanı alıp denizler aştıran,
sonra çekip semaya çıkaran,
nihayetinde kendine getiren.

incesazdır,
arasıra ağlatan, arasıra güldüren,
sonra dalıp uzaklara götüren,
ve tekrar kendine getiren.

bir özlem var içimde uzaklara doğru..engin denizlere, sana ve aşkımıza..
http://www.youtube.com/watch?v=TRo6CBJKOLk


akşamı süzme deniz, renginden gözüm yandı..
http://www.youtube.com/watch?v=e55154XN7eg

19 Mayıs 2013 Pazar

bazen de böyle oluyor

güzel yazılmış sözler...

http://www.youtube.com/watch?v=ztZFM0EaCcY

sevdiğim bir arkadaşımın dediği gibi...nasıl başlarsa öyle gidiyor..güzel başlamalı ki öyle gitsin..

bazen sıfırdan almak istersin, ama neden olmaz ya, neden..geçmişin üstüne çekersin perde veya öyle sanırsın..bazen zordur, dayanmak, üstesinden gelmek için zamana, yaşayarak öğrenmeye ihtiyacın vardır. sabretmek gerekir genellikle. yavaş yavaş sabrımız tükeniyor ama galiba.
ve bir zaman gelir artık dönüşü yok dersin, kendini değil onu düşünürsün, yorulmasın, incinmesin, kırılmasın istersin. bazen kafan karışıktır, ama kafası karışık birisiyle de yapılmaz ki. kaybetmiştir baştan. kazanacağını da kaybeder.

sevilmek güzel şey. sevmek daha güzel.

11 Mayıs 2013 Cumartesi

işte öyle birisi

insan sevdiğini değiştirmeye çalışmaz, sevdiği için değişirmiş. ve o zaman anlarmış sevdiğini.

ben biraz tersim galiba. sevdiğim için değişmedim, ama sevdiğim beni değiştir istiyorum.

sığmıyorum dünyaya, dar geliyor..

minik kuş, bir defacık öpebilir miyim seni ellerinden...

Sezen Aksu- Seni Kimler Aldı

ne güzel müziktir bu ya...

http://www.youtube.com/watch?v=5DTOEPi8XBk

3 Mayıs 2013 Cuma

kıssadan hisse

birisine vakit ayırıyorsan ona değer de veriyorsun demektir. çok değer vermek ile az değer vermek arasında elbet fark vardır ama bir yerde de mantığın devreye girer. çok değer vermek istediğin kişiye neden az değer veresin, nedenleri açıktır. karşındakine açık olmayıp, biz ne yapıyoruz sorusunu soruyorsan, bir sıkıntın da var demektir. mutlu olmak, amacına ulaşmak istiyorsan, engelleri kaldır. iletişimsizlikten başla önce ama, önce onu kaldır..

1 Mayıs 2013 Çarşamba

ego savaşları

İnsanları tanımanın bi çok yolu olabilir ama ellerine güç verip o gücü nasıl yönettiklerine bakmak çok iyi bir yol bence. büyük şirketler bunu yapıyor çaktırmadan, vaka çalışmalarıyla falan.. İçgüdüsel birşeydir gücü eline alınca hükümdarlığını sürmeye çalışmak, ama bazıları bu içgüdüyü güzelce bastırır..çünkü içgüdü insana mantık dışı işler yaptırabilir. bu ufak girizgahtan sonra bahsetmek istediğim şey ufak çaplı topluluklardan birinde karşılaşılan bir sıkıntının nedenlerini irdelemek. ufak çaplı bu topluluğun bekası için üyelerinde, bilhassa yönetimindeki insanlarda bulunması gerekli bir erdem var bence: tevazu. bir ikincisini de saymam gerekirse başkalarının ardından konuşmamak, laf taşımamak yani bir bakıma. iletişimsizlikten, hatta daha da ötesi iletişime geçmekten kaçınmak, korkmak ve hatta kaçmaktan kaynaklanan birşey bu. sonuç olarak ne diyoruz, karşındakinin kafasını okuyamazsın sağdan soldan duyduklarınla. konuşmalısın ki akıl akıldan üstün mü, değilse de nasıl üstün olunur bulasın.

8 Nisan 2013 Pazartesi

hiç evlenmemiş dayı

Bu gidişle hiç istemesem de on onbeş sene sonra olacağım şey.

Arkadaşlarımın boy boy çocukları olduğunda, o çocuklar beni öyle tanıyacaklar. C dayı sen niye evlenmedin? C dayı yalnız mı yaşıyorsun? C dayı, C dayı...:)

Onu bunu bırakın da C dayınızı tanıyalım azıcık.

C dayı öyle bir dayıdır ki, o yaşına rağmen herşeyi hiç yaşlanmamış gibi yapmaya çalışır. Yapar da bazen..
C dayı bi defa iyi bir üniversite bitirmiştir. Büyük ihtimal de mühendislik falan okumuş, hatta yetmemiş mastır falan da yapmıştır. Yurtdışında da okumuştur, gezmiştir. Bilgili, kültürlüdür.
C dayı dünyayı gezmiştir. Yurtdışında çalışmış, göreceğini görmüştür. 'Ben uzakdoğudayken yolda durup böcek yerdik, yavru kalamarlar acayip tatlı olurdu bi de' diye bir başlar ki uykudan gözlerinizi tutamayana kadar dinlersiniz. İspanya'da boğaların önünde koşmuş, Norveç'te buz gibi denize girmiş, Amerika'da şerif tarafından silahla aranmıştır.
C dayı ilginçtir. Arasıra bıyık bırakır, filmlerden dizilerden çıkmış gibi giyinir.
C dayı sportiftir. yaşına rağmen hala fit görünür. Profesyonel yüzücüdür mesela, size yüzmeyi ilk o öğretecektir.
C dayı kışları board kaymaya gider. Anan baban kaymayı bilmediği, bilse de korktuğu için size de izin vermeyecektir. Ama C dayın var ya, onları ikna eder, oram buram kırılır diye de korkmaz, sizinle beraber Uludağ'da maden'e bile çıkar.
C dayı sonra çok bilgilidir. Çantasından kitabı eksik olmaz, hatta arada bir 'bak bunu oku bence' diye size hediye eder. kalıplara değil mantığınıza sığınmanızı da o öğretecektir..
C dayı tanıdıkça bitmeyen, hatta çoğalan bi karakterdir..İçi geçmiş akranlarına, onu geçtim yeni yetmelere, egosu yüksek ergen kalmışlara benzemez..

devamı gelecek...



29 Mart 2013 Cuma

hoegaarden

beni Hoegaarden içmeye çağıracak birisi gerek bana...

o ne güzel bir şeydir öyle ya. ne zaman tanıştığımı çok net hatırlıyorum. ve sadece belli zamanlarda tatmaya gidiyorum, ağzımın tadı bozulmuşsa.

o günü hiç unutmayacağım. dostum dediğim birisiyle mekana girdik, masa gösterdi garson hanım, 'biz bara geçeceğiz' dedim. doğruca bara yöneldik. high booth derdik biz, oturduk ve 'iki hoe' diye işaret ettim. ve karşımızda aşağıdaki dünyalar tatlısı, hepsi günahsa da işte bu günah değildir dediğim şey..

kaju ile çok güzel gider. gün içinde yapılan bir buçuk saatlik antrenmanı boşa mı yapıyoruz. tek amaç hoe içmek..:

ben insanları seviyorum ama onlar sadece istediklerini

olayın üzerinden çok geçti ama içimde kalmış. ben insanları seviyorum ama onlar sadece istediklerini.
bir vardı bir yoktu, sesi çok güzel bir arkadaşım vardı. bir vakit bi yerde karşılaştık, ayaküstü de baya muhabbet ettik hani. belki bir şeyler de hissettim o an ne bileyim. sonra bir kaç defa görüştük falan, çay sohbet muhabbet. ödünç aldığım bir şeyi, üzerimde yük olarak gördüğüm için bir gün aniden, o gün vermeliyim kesinlikle diye düşündüm. bir kaç mesajlaşma vs, ulaşamadığım için de gittim bıraktım alabileceği bir yere.
aman efendim, şahsen vermiş de şahsen almalıymış. tatlı ama dengesiz arkadaşım benim, ki beni artık muhatabı olarak almıyor, hatun kişi diye hitap edeyim, tatlı ama dengesiz hatun kişi, ufacık bir şeyin ne önemi olabilir ki, yenisini alırdık kaybolsa idi, seninle muhabbetimden, benimle muhabbetimden değerli miydi. 'buluşalım, öyle ver' diye baştan söyleseydin, ben de anlardım ki, görüşmek de istiyor ne güzel. ama şu an anlıyorum ki bazen bir neden gerekir, ve o istediği nedeni bulmuştu.
bazen arada bir şeyleri yakalamak gerek, ben onları kaçırdım sanırım. neyse işte pirinç taneleri arasında bir iki siyah çıkıyor da onlar da neden bizi buluyor diye sorarız bazen di mi. yalnız ben neden bu kadar zorlamışım ki, çünkü ben değer verdiğim şeyleri değil sadece, insanları seviyorum, onlar ise sadece istediklerini.

24 Mart 2013 Pazar

pilates bir kadın sporu değildir, ben de yapıyorum çünkü..

Türkçesini güzel çeviremediklerinden ingilizcesini yazıyorum...

Pilates is a body conditioning routine that may help build flexibility, muscle strength, and endurance in the legs, abdominals, arms, hips, and back. It puts emphasis on spinal and pelvic alignment, breathing, and developing a strong core or center, and improving coordination and balance.

Neymiş efendim, nefes düzeni, merkezi güç geliştirme, koordinasyon ve denge geliştirme üzerine çıkarılmış egzersizler bütünüymüş. Asıl amaç, insanın kendisini kontrol edebilmesi imiş. Ortaya çıkaran kişi bir alman, Joseph Pilates, metodunun adını da 'contrology' koymuş.

Neymiş efendim, uzakdoğu ile, yoga ile bir bağı yokmuş. Bir kültür-fizik uzmanı tarafından çıkarılmış ki adama bu ilgi annesi babası tarafından geçmiş olsa gerek.

Benim de merakım tam olarak bu kış başladı. Snowboard yaparken ola ki düştüm kıçımın üstüne, kalkmaya çalışmak ölüm gibiydi. Tam kalkacak gibisin board altından kaymaya başlar ve geri düşersin. Kurbağa pozisyonu derler, o haldeyken kendini öne atıp ayağa kalkar ve kaymaya devam edersin, ama ben yapamıyorum. Öne doğru eğilmekte güçlük çekiyorum, bacaklarım ve belim de düşündüğüm kadar güçlü değilmiş demek ki. Hemen konunun uzmanlarına danıştım: 'beden eğitimi bölümü' okuyan arkadaşlarıma. Üç arkadaşım da pilates'e başla, her türlü faydasını göreceksin dediler.

Neyse geç oldu ama güç olmadı, başladım.

Kimin takdir edip, kimin etmediğine göre de insanları daha iyi sınıflandırdım. Ne yapayım, herkes önyargılı, herkes görünüşüne, yaptığına göre insanları sınıflandırıyor, ben eksik mi kalsaydım. Kusura bakmayın ama bazı şeyleri aşamayan, spordan anlamayan arkadaşlarımı tanımış oldum. :) Hepsini seviyorum halen, ama benim için bir şey değişmedi desem yalan olur.

Neyse ders 17:00'da. Az kalmış, sonra devam ederim. :)










23 Mart 2013 Cumartesi

BIYIK CANDIR

Bıyık candır. Kesinlikle.

Ama mesela öpüşmesi zordur bıyıklıyla. Çekicidir ama acı da verir.

Neyse o muhabbete girmeden beni yaşlı gösterdiğini söyleyen birilerinin sözüne uyarak değil, sıkıntı stresten yolunca aralarda açılma olduğu için kestim bıyıklarımı. Yoksa beni seven arada bir bıyık bırakacağımı ve o bıyıklı beni ateşli bir şekilde öpmesi gerekeceğini bilerek sevmeli. Yoksa tanıştığımızın ertesi günü 'ne yapacağız senin şu bıyıklarını' dememeli.

Genelleme yapıyorum, evet pişmanım ama duygusal olanlar bıyık seviyor, olmayanlar sevmiyor. (itirazlarınızı bekliyorum.)

Bıyığı ancak iki tutam çıkıp da top sakal bırakan ve piç gibi davranan arkadaşlara ise hiç sözüm yok. bsg. (piç gibi davranmıyosanız üzerinize alınmayın, bıyık allah vergisi bişi sonuçta)

yalnız hayatta çok daha önemli şeyler var. bıyık eften püften birşey. çok da takmayın yani. ama arada bırakın çıkıyorsa.

20 Mart 2013 Çarşamba

hayatları karıştırmak

bünyede kalıcı zararları bulunan bir eylemdir. bir de bunu tadalım ile başlar. nereye gittiği bilinmez.

kişiliğin oturmuş olup olmaması değildir bunun nedeni, veya öyledir ama farklıdır da bir yandan. eylemin sorununun temelinde çok temel şeyler vardır. inanç, siyaset ve geçmiş. çünkü hayatın her döneminde, her yerde en çok konuşulan konulardır bunlar..

karalamalar



ben de hayatımın bi kısmında asosyal oldum. olmadım değil. ama daha mutsuz oldum o zaman. sosyallikten öldüğüm zamanlar da, tabi bu arkadaşlarıma göre öyleydi, çünkü herkes o kadar çok ot'tu ki, ben aşırı göründüm, mutlu değildim, çünkü çok ortalıkta olunca ortalık malı gibi bir şey olabiliyorsun. bir de kendi boş olanların, ki bunlar kendilerince çok 'kühl' olurlar, eleştirilerine maruz kalırsın..

neyse, ben hep kartlarımı açık oynamak isterim. gizlim yoktur, kendime sakladıklarım vardır. ne yapıyorsam, ne yiyorsam, ne içiyorsam, nerede işiyorsam, internet sağolsun paylaşıyorum. detay vermeyi seviyorum bok var gibi. anlatacağım üç cümle de olsa roman yazıyorum ayaküstü. bu da karşı tarafa keşfetmesi için bir olanak vermiyor. işte bu yüzden kaybettiğimi düşündüğüm çok olmuştur.

sosyal medya insanı diye bir şey çıkarmışlar bi de. 'facebook, twitter vs'i sık kullanan insanmış. her şeye bir isim vermeye, onu bir kalıba sokmaya o kadar aç insanlarız ki, anlatamam, üstelik bir hareketinden dolayı insanlara hükmünü verip kafamızı çevirmeyi de 'bilmişlik' olarak görüyoruz.