aşağıda sıralayacaklarım sanırım daha çok erkekler için olacak...evet evet erkekler içinmiş sonradan farkettim...:)
...önce kendinize bakın...ürünün içeriğinden önce ambalajı görülür çünkü...
harıl harıl çalışmaktan yağ bağlamış vücudunuzu bi silkin önce. tempolu koşularla önce ısındırın, sonra biraz da vücut geliştirin işte. baklavaları göremeseniz de bakınca atletik bir vücudunuz olsun. lisedeki göbekli yumurtayı geniş omuzlu kartala dönüştürün yani...
saçınızı falan uzatmayın. hep kısa tutun işte, taranmayacak kadar kısa.
kirli sakal bırakın. biraz uzayınca makinayla alın. arada bir kesin, sinekkaydı olsun, dinlendirmekte fayda var yani, 'baby face' sevenleri de anlarsınız o arada tabi.
beğendiğiniz t-shirt'le ne bileyim kotunuzu, ayakkabınızı falan uydurmaya çalışmayın. sezon ürünlerinin gösterildiği kitapçıklara bakın, aynılarını alın, veya nasıl giyinmişlerse öyle giyinin siz de. sonraları uydurmaya çalışırsınız bir şeyler. veya yakınınızdaki kedilere sorun, gözlerinin içine bakın onlar cevap verecektir size...
güzel bir güneş gözlüğünüz olsun. bir de şık bir görme gözlüğü. kemik çerçeve tercih sebebidir.
hmmm, zaman zaman modunuzu değiştirin. sıradan olun bir zaman. kedi alın besleyin, herkes sever kedilerle oynamasını, özellikle şirin kediler.
sonra deri ceket alın. şık bişi olsun. içine de düz renk bişi. hani zaten kas falan da yaptınız ya, omuzlar falan da genişledi. süper durur. bu yeter de artar aslında ama bi de köpek alın. cesur kediler köpek sevmeye bayılırlar.
zengin olmak gerekmiyor, bir dönem iyi ortalama yapıp 'yüksek başarı' ile geçerseniz dönemi, babanızdan hediye isteyin. kanına girin size bir motor alsın. off, ondan sonrasına bişi demem. hız yapmayın yeter. küçük parmak kaldırtmayın kendinize, sırtınıza sarılacak güzel kediler bulursunuz...
zenginim ben biraz diyorsanız, gidin güzel bi araba alın. aile arabası diil ama, performans arabası, mümkünse tek kapı. otostopçu alın, çekinmeyin. yalnız çok fazla kedi bindirmeye de gerek yok, bir tane olsun senin olsun.
...ne yapmalısınız...
hazırlık veya 1.sınıfta topluluklara girip çıkın, 'ne yapıyor ne ediyor bunlar' bi bakın...
eşli dans kurslarına gidin...salsa, bachata, rock'n roll tercih sebebidir...bırakmayın ama sakın ha. devam edin gittiği yere kadar. bir amacınız olsun. gösteriye çıkmak, bir dans gecesinde parlamak, gibi...
gezilere gidin. otobüsle gidilen, 2gece 3gün kalınan falan...olimpos kaçmaz mesela. kemer falan da olur. kapadokya da olur neden olmasın. gidin ama, geziler süperdir. bir arkadaşınızla gidin ama hemcinsiniz olsun. diğerleriyle tanışın. çok arkadaş giderseniz tanışmazsınız kimseyle...
...sonra etrafınıza bakmaya başlayın...
çok mu gösterişli, umursamayın.
çok mu inek, yakalayın bırakmayın.
çok mu seksi, bir bakın iki bakmayın. veya, çok bakın olum bi daha nerde göreceksiniz.
çok mu akıllı, daha akıllı olun. mesela konuşmayın, yoksa çözer sizi, baştan kaybedersiniz.
çok mu gülüyor, siz de güldürün. az mı gülüyor, siz güldürün işte bari.
...(to be continued)...
...nasıl davranmalısınız...(çok yakında)
11 Kasım 2012 Pazar
7 Mayıs 2012 Pazartesi
hatayı kendimizde aramak
çok zor bir eylemdir.
bu konuda günlüğüme neler yazdım bir bilseniz ey dostlar. neyse işte, bir gün elinize geçerse açıp azar azar okumanızı tavsiye ederim. yüksek dozda alımı, ağlama ve gülme gibi uç ve aynı zamanda eş durumlara sebebiyet vererek bünyenin çatlamasına neden olabilir.
bazıları içinse çok geçtir artık.
1 Mayıs 2012 Salı
sen konuşmazsan kimse anlamaz seni
hatırlıyorum da nice etkinliklere(tiyatro, dans gösterileri, halısaha maçları, konserler vs) topluca gidilmesi için ön ayak olmuş, iyi kötü bi çok defa kafamızın dağılmasını sağlamışım. ama o günler eskide kalmış gördüğüm kadarıyla, arkadaşlar da ben de eskimişiz hani..
neyse, eskiler de olur yeniler de, davet bekliyorum artık..
cuma olur cumartesi olur, telwe'ye veya muadili bi mekana gidip kurtlarımızı dökelim derseniz uçarak gelirim. eskişehir'de gideceğiz deyin yine gelirim. ha deyin gelirim, 'yeah man' deyin yine gelirim.
yalnız çok bencilce davranıp işim varsa gelmeyebilirim. veya daha güzel bir teklifle gelinmiş de olabilir. çok nazik bir şekilde reddeder, 'bir sonraki sefere inş' diye kestirip atabilirim. çünkü böyle yapanlar mutlu oluyor onu gördüm..
neyse, sözün kısası, istemezseniz kimse bilmez kafanızdakini..hayır cevabınız zaten cebinizde, bi de evet çıkarsa, tadından yenmez..
ps: bazılarınız, 'etkinlik olmasın hacım, oturalım muhabbet edelim' diyebilir. muhabbet için dışarıya gerek yok, evim herkese açık, sana gelicem diyin yeter. ben olmasam da evin manzarasının tadını çıkarırsınız..
23 Nisan 2012 Pazartesi
bundan böyle
Özellikle içime atacağım bundan sonra. Ne o, sürekli dert yanıp duruyoruz. Azıcık da dünyanın en mutlu insanı gibi görünelim.
4 Mart 2012 Pazar
fazla alkol
25 Şubat 2012 Cumartesi
İstanbul Atatürk Havalimanından bildiriyor
muhabir arkadaşımız C.Y. havalimanından bildiriyor.
evet, sayın dinleyenler, burada olmakla biraz şanslı hissediyorum kendimi. çünkü Milano-Bergamo havalimanında sabahlayacak yer bile yoktu. Burada bir çok masa ve sandalye var ve de sadece bir kişi uyuyor. Hem de Starbucks'ın içinde. ya işler çok güzel yürüyor burada ya da daha burayı keşfetmediler.
neyse bugün öğrendiklerim:
1-aktarmalı uçuşlarınız varsa, aktarmalar arasında bir saat tehir, bir saat yürüme falan, bir saat de öylesine geçirilecek zaman olmalı. yani üç saat falan. :)
2-last call'u gördünüz mü koşarak kapıya gidiniz. diyelim koştunuz ama son dönemeçte 'kapı kapandı' yazısını gördünüz. Bu durumda kapıya gittiğinizde sesinizi yükseltin. bu uçağa binmem gerek, bir sonraki bir gün sonra, falan diyerek kapıyı açtırabilir ve uçağa binebilirsiniz.
3-'boarding'den bir saat önce gidin ki yapı-kredi world lounge'da(world card sahipleri için) dilediğiniz şeyi yiyip içebilesiniz bedava...
evet, sayın dinleyenler, burada olmakla biraz şanslı hissediyorum kendimi. çünkü Milano-Bergamo havalimanında sabahlayacak yer bile yoktu. Burada bir çok masa ve sandalye var ve de sadece bir kişi uyuyor. Hem de Starbucks'ın içinde. ya işler çok güzel yürüyor burada ya da daha burayı keşfetmediler.
neyse bugün öğrendiklerim:
1-aktarmalı uçuşlarınız varsa, aktarmalar arasında bir saat tehir, bir saat yürüme falan, bir saat de öylesine geçirilecek zaman olmalı. yani üç saat falan. :)
2-last call'u gördünüz mü koşarak kapıya gidiniz. diyelim koştunuz ama son dönemeçte 'kapı kapandı' yazısını gördünüz. Bu durumda kapıya gittiğinizde sesinizi yükseltin. bu uçağa binmem gerek, bir sonraki bir gün sonra, falan diyerek kapıyı açtırabilir ve uçağa binebilirsiniz.
3-'boarding'den bir saat önce gidin ki yapı-kredi world lounge'da(world card sahipleri için) dilediğiniz şeyi yiyip içebilesiniz bedava...
22 Ocak 2012 Pazar
erasmus amca, bekle ben geliyorum...
Erasmus'a gideceklerin yapması gereken ilk geyik...
Sağda solda tanıdığım bir kaç güzel kişi, benden habersiz erasmusa gidiyorlarmış. teessüf ettim, fakat yine de bir kaç tavsiyede bulunayım istedim. Şimdi bu siteden alınmış http://www.blogger.com/img/blank.gif tavsiyeleri biraz düzenleyerek sizlere sunuyorum. sonra ağlamayın niye okumadım ben falan diye.
1- Gidin.(çok doğru, gidin durmayın, hatta iki dönem kalın. yazı avrupa'da geçirin.)
2- Erasmus başvuruları ve sonrasında yaşayacağınız mülakatlar, sınavlar, evrak takibi, formlar, imzalar, vize alımı gibi türlü türlü işlemler, sizi canınızdan bezdirmesin. Güneşli günler göreceksiniz. (noktası virgülüne kadar doğrudur.)
3- 'Dersleri saymayız', yok efendim 'ortalamanız şu kadar olmalı' gibisinden yıldırma teknikleriyle karşılaşabilirsiniz. Tınnn. Dönünce düşünürsünüz her şeyi.
4- Kadınsanız İtalya, İspanya, Fransa ve İngiltere gibi ülkeleri tercih edin. Cidden güzeldirler. Erkekseniz Polonya, Slovenya, İsveç, Hollanda ve Danimarka gibi daha soğukkanlı ülkeler size daha uygun. Isıtırsınız oraları. Fazla eli yüzü düzgün biri değilseniz, size ancak buralardan ekmek çıkar, hem moraliniz bozulmaz. Ama tabi ki alışkanlıklarımın dışına pek çıkmam ben derseniz, sıcak ülkeleri tercih edin.
5- “Erasmusçular Erasmusçularla takılır” kuralını aklınızda tutun.
6- Sosyal olun. “Dil dile değmeden, dil öğrenilmez” şeklindeki ünlü Erasmus atasözünü dikkate alın.
7- Erasmus, ömrünüzde başınıza sadece bir kere gelebilecek bir şeydir. Tadını çıkartın. Sınavınız iyi geçmedi mi, sunumunuz, ödeviniz yeterli değil mi? Kormayın! Hocanın yanına gidip sadece sihirli kelimeleri söyleyin: “sorry, I’m an Erasmus!” (ben yapmadım, ama siz yapın. guaranteed...:))
8- Gider gitmez Facebook’ta yaşadığınız yeri, Erasmus ile gittiğiniz yer olarak hemen değiştirin. Sanki dönünce tekrar Adanalı olmayacakmışsınız gibi davranın. Çektiğiniz her fotoğrafı çılgın gibi Facebook’ta paylaşın, gittiğiniz yerin çat pat öğrendiğiniz diliyle sık sık statülerinizi güncelleyin. İnsanları çatır çatır çatlatın. Ama kulağınız da az çınlamayacak hani.
9- Erasmus ile Hollanda’ya gitmek 3,65 olan ortalamanın dönüşte 2,65’e düşmesine sebep olabilir. Ha değer mi? Sonuna kadar...
10- Gittikten sonra sevgiliyle ilk kavga, 3. haftaya tekabül eder. 4. haftada sizi, ayrılık bekliyor. Siz hayta gibi gezerken, gezip gördüğünüzü, yediğinizi içtiğinizi anlatırken, “ee sen neler yapıyorsun?” sorusuna sıklıkla “hiiiç” cevabı verecek olan sevgili, bu duruma en fazla bir ay dayanacaktır. Hoşlandığınız kişi Erasmus’a gidecekse, o kişiyi zaten unutun.
11- Gideceğiniz ülkenin dilini öğrenmeye çalışın. Hatta gideceğiniz bölgenin ayrı bir lehçesi varsa, esas onu öğrenmeye çalışın ki, derslerde mal mal tahtaya bakıp filmlere konu olmayın.
12- Çok rica edeceğiz, döndükten sonra Türk kızları, Türk erkekleri hakkındaki müthiş tespitlerinizi kendinize saklayın. Evet, tamam çok eğlendiniz ama döndükten sonra tek mevzunuzun bu olması, arkadaşlarınızdan birinin bir gün size yangın tüpüyle saldırmasına yol açacak.
13- Erasmus’un amacı “kültür vasıtasıyla ulaşmak ve çeşitliliği kutlamaktır”. Kültür vasıtasıyla yanaşın, çeşitlilik iyidir.
14- Erasmus boyunca o şehir senin, bu şehir benim gezdiyseniz, hiç derse girmeden partiden partiye koştuysanız, döndüğünüzde uzun bir depresyon süreci sizi beklemektedir. Bilginize.
15- Dönüş tarihinizi arkadaşlarınıza haber verin, duty-free’ye uğrayın.
Sağda solda tanıdığım bir kaç güzel kişi, benden habersiz erasmusa gidiyorlarmış. teessüf ettim, fakat yine de bir kaç tavsiyede bulunayım istedim. Şimdi bu siteden alınmış http://www.blogger.com/img/blank.gif tavsiyeleri biraz düzenleyerek sizlere sunuyorum. sonra ağlamayın niye okumadım ben falan diye.
1- Gidin.(çok doğru, gidin durmayın, hatta iki dönem kalın. yazı avrupa'da geçirin.)
2- Erasmus başvuruları ve sonrasında yaşayacağınız mülakatlar, sınavlar, evrak takibi, formlar, imzalar, vize alımı gibi türlü türlü işlemler, sizi canınızdan bezdirmesin. Güneşli günler göreceksiniz. (noktası virgülüne kadar doğrudur.)
3- 'Dersleri saymayız', yok efendim 'ortalamanız şu kadar olmalı' gibisinden yıldırma teknikleriyle karşılaşabilirsiniz. Tınnn. Dönünce düşünürsünüz her şeyi.
4- Kadınsanız İtalya, İspanya, Fransa ve İngiltere gibi ülkeleri tercih edin. Cidden güzeldirler. Erkekseniz Polonya, Slovenya, İsveç, Hollanda ve Danimarka gibi daha soğukkanlı ülkeler size daha uygun. Isıtırsınız oraları. Fazla eli yüzü düzgün biri değilseniz, size ancak buralardan ekmek çıkar, hem moraliniz bozulmaz. Ama tabi ki alışkanlıklarımın dışına pek çıkmam ben derseniz, sıcak ülkeleri tercih edin.
5- “Erasmusçular Erasmusçularla takılır” kuralını aklınızda tutun.
6- Sosyal olun. “Dil dile değmeden, dil öğrenilmez” şeklindeki ünlü Erasmus atasözünü dikkate alın.
7- Erasmus, ömrünüzde başınıza sadece bir kere gelebilecek bir şeydir. Tadını çıkartın. Sınavınız iyi geçmedi mi, sunumunuz, ödeviniz yeterli değil mi? Kormayın! Hocanın yanına gidip sadece sihirli kelimeleri söyleyin: “sorry, I’m an Erasmus!” (ben yapmadım, ama siz yapın. guaranteed...:))
8- Gider gitmez Facebook’ta yaşadığınız yeri, Erasmus ile gittiğiniz yer olarak hemen değiştirin. Sanki dönünce tekrar Adanalı olmayacakmışsınız gibi davranın. Çektiğiniz her fotoğrafı çılgın gibi Facebook’ta paylaşın, gittiğiniz yerin çat pat öğrendiğiniz diliyle sık sık statülerinizi güncelleyin. İnsanları çatır çatır çatlatın. Ama kulağınız da az çınlamayacak hani.
9- Erasmus ile Hollanda’ya gitmek 3,65 olan ortalamanın dönüşte 2,65’e düşmesine sebep olabilir. Ha değer mi? Sonuna kadar...
10- Gittikten sonra sevgiliyle ilk kavga, 3. haftaya tekabül eder. 4. haftada sizi, ayrılık bekliyor. Siz hayta gibi gezerken, gezip gördüğünüzü, yediğinizi içtiğinizi anlatırken, “ee sen neler yapıyorsun?” sorusuna sıklıkla “hiiiç” cevabı verecek olan sevgili, bu duruma en fazla bir ay dayanacaktır. Hoşlandığınız kişi Erasmus’a gidecekse, o kişiyi zaten unutun.
11- Gideceğiniz ülkenin dilini öğrenmeye çalışın. Hatta gideceğiniz bölgenin ayrı bir lehçesi varsa, esas onu öğrenmeye çalışın ki, derslerde mal mal tahtaya bakıp filmlere konu olmayın.
12- Çok rica edeceğiz, döndükten sonra Türk kızları, Türk erkekleri hakkındaki müthiş tespitlerinizi kendinize saklayın. Evet, tamam çok eğlendiniz ama döndükten sonra tek mevzunuzun bu olması, arkadaşlarınızdan birinin bir gün size yangın tüpüyle saldırmasına yol açacak.
13- Erasmus’un amacı “kültür vasıtasıyla ulaşmak ve çeşitliliği kutlamaktır”. Kültür vasıtasıyla yanaşın, çeşitlilik iyidir.
14- Erasmus boyunca o şehir senin, bu şehir benim gezdiyseniz, hiç derse girmeden partiden partiye koştuysanız, döndüğünüzde uzun bir depresyon süreci sizi beklemektedir. Bilginize.
15- Dönüş tarihinizi arkadaşlarınıza haber verin, duty-free’ye uğrayın.
18 Ocak 2012 Çarşamba
hayat nasıl bir oyun sizce?
üzerine pek yazılır çizilir, gerekli gereksiz felsefe yapılır diye düşünmüştüm ama yok yani. pek bir şey bulamadım.
iyi o zaman, bence nasıl bi oyun, onu çıkarmaya çalışayım...zarla oynanan bir oyun, herşeyden önce hayat...tavla benzeri denebilir. kuralları var, onlara göre oynayacaksın ama şans faktörü çok yüksek...
bazen düşeş gelir, o bile gele olur, bazen de hep-yek atarsın, iki kırar, iki de kapı alırsın...
ama sonuçta, her şey eşit başlar gibi görünür. sonra zar atarsın, şansına bir şey gelir. o şansla nasıl hareket etsen de bir sonraki şansını tahmin edemediğinden hiç bir zaman ilerisini bilemezsin.
iyi o zaman, bence nasıl bi oyun, onu çıkarmaya çalışayım...zarla oynanan bir oyun, herşeyden önce hayat...tavla benzeri denebilir. kuralları var, onlara göre oynayacaksın ama şans faktörü çok yüksek...
bazen düşeş gelir, o bile gele olur, bazen de hep-yek atarsın, iki kırar, iki de kapı alırsın...
ama sonuçta, her şey eşit başlar gibi görünür. sonra zar atarsın, şansına bir şey gelir. o şansla nasıl hareket etsen de bir sonraki şansını tahmin edemediğinden hiç bir zaman ilerisini bilemezsin.
7 Ocak 2012 Cumartesi
telwe gecesi
Evet. Bi Telwe gecesinin daha sonuna geldik.
Yaş ortalamasının üstündeyiz.
Ama baya kalabalık.
Bu gece ne kadar çok erkek sevgilisiyle, veya daha yeni tanistigi bir dişiyle...Muamma.
Yalnız bir mekana sadece eğlenmeye gitmezsin.
Birilerine kendini göstermeye, bakın ben ne güzel eğleniyorum demeye de gidersin. Her hareketimizde olduğu gibi bu da bir gösteriştir aslında.
Sevgilin olup olmaması önemli değildir. Ama bazen seni eğlenirken görmesinler istersin, eski sevgilin, amirin, seni muhafazakar bilen arkadaşların falan.
Öyle işte.
Yaş ortalamasının üstündeyiz.
Ama baya kalabalık.
Bu gece ne kadar çok erkek sevgilisiyle, veya daha yeni tanistigi bir dişiyle...Muamma.
Yalnız bir mekana sadece eğlenmeye gitmezsin.
Birilerine kendini göstermeye, bakın ben ne güzel eğleniyorum demeye de gidersin. Her hareketimizde olduğu gibi bu da bir gösteriştir aslında.
Sevgilin olup olmaması önemli değildir. Ama bazen seni eğlenirken görmesinler istersin, eski sevgilin, amirin, seni muhafazakar bilen arkadaşların falan.
Öyle işte.
4 Ocak 2012 Çarşamba
sonra ne gül biter ne diken...
çok okudum, çok gezdim, çok gördüm. ama bir ders almış mıyım hayattan? yani, yok valla, bir ders almamışım...hayatın sillesini yememişim şimdiye kadar, belki de o yüzden...
aynı hataları yine yapıyor insan. demek ki bazı şeyler tekrar tekrar yaşandığında hayatın tadı çıkıyor.
bırak bu savsatayı diyorum, tamamen 'kendimi avutma' bu yukarıdaki cümle.
yapmam gereken, durup etrafıma baktıktan sonra, ben ne yapıyorum burada diye sormak. ama hemen arkasından gelecek cevap da belli, sırası değil, hele şu bi geçsin de, bu bi olsun da sonra bakarız. hem şu yoğunlukta imkansız...
ve seneler sonra şu cümleler kurulur harfi harfine: 'ya zamanında alacaktım, yapacaktım, gidecektim', 'biz onu düşünmüştük vakt-i zamanında, aklımızdaydı, ama vakit bulamadık iş-güç'ten, ondan bundan...'
ertelemekle ele birşey geçmez...tarla giderek kurur, sonra ne gül biter ne diken...
aynı hataları yine yapıyor insan. demek ki bazı şeyler tekrar tekrar yaşandığında hayatın tadı çıkıyor.
bırak bu savsatayı diyorum, tamamen 'kendimi avutma' bu yukarıdaki cümle.
yapmam gereken, durup etrafıma baktıktan sonra, ben ne yapıyorum burada diye sormak. ama hemen arkasından gelecek cevap da belli, sırası değil, hele şu bi geçsin de, bu bi olsun da sonra bakarız. hem şu yoğunlukta imkansız...
ve seneler sonra şu cümleler kurulur harfi harfine: 'ya zamanında alacaktım, yapacaktım, gidecektim', 'biz onu düşünmüştük vakt-i zamanında, aklımızdaydı, ama vakit bulamadık iş-güç'ten, ondan bundan...'
ertelemekle ele birşey geçmez...tarla giderek kurur, sonra ne gül biter ne diken...
1 Ocak 2012 Pazar
Kim bu Victoria?
Eskiden yılbaşı gecesi hangi kanalda hangi dansöz çıkacak ona göre kanal seçilirdi. Zaman içinde o değişti, vazgeçilmez kanalımız cnbc-e oldu. Geçen sene olduğu gibi bu sene de yeniyıla cnbc-e'de girdik biz arkadaşlarla. Fakat bu sefer durum farklıydı.
Dün gece cidden uzaylıların varlığına inandım. bu dünyadan olamayacağını düşündüğüm şeyleri ekranda kanlı canlı görünce ürperdim bir an. ve sordum:
''ya cidden yaşıyorlarsa?''
Dün gece cidden uzaylıların varlığına inandım. bu dünyadan olamayacağını düşündüğüm şeyleri ekranda kanlı canlı görünce ürperdim bir an. ve sordum:
''ya cidden yaşıyorlarsa?''
dün gece
işte 2011'in son gecesi. kavramlar yaratıp onlara anlam yüklediğimiz, onlar üzerinden piyasa yaptığımız bir gece daha. herkes kendi işine göre kullanıyor tabi. E biz de bu sene yeni taşındığımız evi umuma açtık bu gece ve ilk bölüm arkadaşlarımızın bir kısmını çağırdık...
gün içinde yapılan temizlik, alışveriş ve mobilya-aksesuar vs eklemesiyle salon birşeye benzedi sonunda. kendimi tebrik etmek istiyorum bu konuda.
bi kaç fotoğraf eklicem çok yakında. sonra evimizi umumi kullanıma açacağız. herkesi bekleriz. bi de adres gerek tabi. çiğdem'de. şimdilik bu kadar. :)
güne karla başladık. yağmur gibi değil. insana huzur veriyor. saflık, temizlik, huzur. öyle işte. ama işte dışarı çıksam o kar tanelerinin altında ezilecekmişim gibi. neyse işte hayat geçiyor kısaca.
bugünden sonra daha mutlu, daha huzurlu, daha özgür, daha paylaşımcı, daha çok empati kurulan bir hayat diliyorum herkes için...
gün içinde yapılan temizlik, alışveriş ve mobilya-aksesuar vs eklemesiyle salon birşeye benzedi sonunda. kendimi tebrik etmek istiyorum bu konuda.
bi kaç fotoğraf eklicem çok yakında. sonra evimizi umumi kullanıma açacağız. herkesi bekleriz. bi de adres gerek tabi. çiğdem'de. şimdilik bu kadar. :)
güne karla başladık. yağmur gibi değil. insana huzur veriyor. saflık, temizlik, huzur. öyle işte. ama işte dışarı çıksam o kar tanelerinin altında ezilecekmişim gibi. neyse işte hayat geçiyor kısaca.
bugünden sonra daha mutlu, daha huzurlu, daha özgür, daha paylaşımcı, daha çok empati kurulan bir hayat diliyorum herkes için...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

