Bir ispanyol blogger'ın başlığıydı bu. İçeriğini tabi ki anlamadım, eleman ispanyolca yazmış.
Yalnız ben bu markayı beğendim.
Sade ve şık olmuş. Amsterdam Centraal(merkez istasyon)'den Dam Square'e doğru gider iken sağda bir mağazası var, sadece bu marka ürünlerini satıyor. ve baya da güzel ürünleri var, yalnız işte uçup giden euro'dan dolayı elimi cebime atmadım.Bir tane magnet aldım. Fotoğrafını çekip koyarım yakında. Süper ötesi.
Gelelim Amsterdam'a. Çok kısa, toplamda bir buçuk gün anca tutacak kadar gezebildim. Ne mi yaptım, yağmur yağdığından dolayı atladık bir gemiciğe, kanal turu attık. Sonra tek kaldım işte, birazcık gezeyim dedim ama yağmur altında imkansız, attım kendimi bi kafeye. 9'da couchsurfing üyeleriyle buluşacağız, ben erken gitmişim. Ama baya kalabalıktı, elliye yakın dünyanın her bir yanından insan toplandı oraya. Cafe de Vergulde Gaper.
Bir de işte bugün barcelona uçağından evvel gezme fırsatımız oldu. Ne mi yaptık? Amsterdam'a adını veren, uğrak mekan Dam Square'in hemen yanından girdik bi sokağa. Ben oraya coffee shop sokağı diyorum. Sokağa girer girmez koku geliyor burnunuza. Ekşimsi, kötü bir koku. Neyse girdik bi coffee shop'a, aldık arkadaşa bir kek. Sonra Red Light'a gittik. Acayip bir ortam. Çoluk çocuk orada gezmeleri de bir acayip. Neyse fotoğraflarla ayrıntılı anlatıcam yakında.
Yalnız bir şey daha var ki, anlam veremedim. Bu coffee shop sokağı dediğim yerin girişinde bir mekan vardı, önünde badigardlar falan, sonra burdan bir yığın genç Dutch çıktı, ama ortalık rezalet bir biçimde bira kokuyor. Meğer çocuklar birayla yıkanmışlar. Erkekler özellikle beyaz gömlek falan giyinmiş, kadınlar ise yine beyaz üzerine farklı renkte armalı badi giymişler. Öğle vakti ne iştir anlam veremedik ama.
Bir de yine aynı sokakta gezinirken, sanırım şehri keşfetme oyunu oynayan bir grup arkadaş yaklaşıp bir yer söylediler, bilmiyoruz dedik, sonra peki bize michael jackson pozu verir misin, diye sordular. Sanki içimde michael jackson yaşıyor gibi hemen üç adım moonwalk yürüdüm, üçüncü adımda durdum ve hadi çek bakalım bu pozu dedim. :) abartmaya gerek yok, bildiğin işte durmaya çalıştım bir ayağım tabanda diğeri pençe üzerinde, ama oldu galiba, çok sevdiler...
ve sonra işte zar zor uçağa yetiştik. hem de 29kg bagajı 23kg'ya indirerek, elimizde bi dolu poşetlerle uçağa girerek. tr dönüşü zorlu olacak gibi görünüyor. :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder