....
ama bir yerden de başlamak gerek...
ben en berbat geçen günümü ve sonrasını anlatacağım ama...
pazar günü normal şartlar altında uçağımız olması gerekiyordu, yalnız bana rezervasyon gelmediği için Levent'e gelen rezervasyonun aynısı olacağını düşünüp onunla beraber hareket ettik. Güç bela check-in'den iki saat önce ulaştık. Ama bir baktık ki acayip bir sıra var thy kauntırlarında. öğrendik ki en az iki saat tehir var. neyse bir süre sonra istanbul aktarmalı ankara yolcuları ki biz oluyoruz, bir de ...var adını unuttum, tatlı şirin bir kız, çok yardımı dokundu sağolsun. sonra adam bana dönüp siz bu uçakta yoksunuz dedi. anlamadım tabi ki, şaka falan olmalı dedim. biz gece istanbulda napcaz falan, işe nasıl yetişeceğiz gibi düşünürken, ben daha uçakta bile yokmuşum. gittim konuştum falan, ama cidden öyle. aradım aracı kurum rally'yi, ama açan yok. en son proje yöneticisini aradım, konuştuk, al bi bilet gel dedi, ödetiriz dedi. gittim alayım diye, ama tek yön istanbul'a 560 euro. Aradım tekrar proje yöneticisini, fiyatı öğrenince, riske atmayalım, sen kal, yarın gelirsin, benden haber bekle dedi. ee napacam, Levent ve adını unuttuğum, telefonunu kullanmama izin veren şirin kıza veda edip bavulları emanete vermeye gittim. sonra fotoğraf makinamla atladım otobüse ver elini Plaça Espanya. etrafa bir baktım, bir kaç fotoğraf çekip barcelonanın kalbine, plaça catalunya'ya.
iner inmez başladım fotoğraf çekmeye, çünkü o kadar çok şey var ki çekilebilecek. neyse sonra barcelona-napoli maçına bilet sordum ama maç pazartesiymiş. ne kötü, talihsizliği şansa çevirmeyi düşünüyordum ki yıkıldım. hemencik önceden kaldığım hostele gidip yatak var mı diye sordum. allahtan 12kişilik odada bir tane boş var. :) aldım hemen, internetteki işlerimi halledip çıktım yukarı uzandım. sonra iki fransız kız geldi, muhabbet ettik, çok iyi ingilizce konuşuyorlar, ilginç, meğer birisi miami'de yaşamış baya, diğeri de ingilizce okuyormuş. yoksa güzel ingilizce konuşan fransızı bırakın, ingilizce konulan fransız bulamazsınız. sonra onlar hazırlandı güzel güzel, güle güle diip geceye aktılar. benim de canım sıkıldı, indim aşağıya, televizyonun karşısına geçtim meyve suyumu içmeye başladım. karşımda çekingen bir çocuk, biraz sonra kalktı gitti. çaprazımda kısa boylu, kısa saçlı, kitap okuyan karizma bir kız. sağımda eski oda arkadaşım mişigınlı(michigan) eleman, solumda da çurontolu(toronto) Max. Muhabbet etmeye başladık. bir önceki hostelde ingilizce bilmeyen, ama koloniler halinde gezen, bağıra tüküre konuşan fransızlardan sonra, çok rahat anlayabildiğim, akıcı ingilizce konuşan elemanları görünce kendime geldim, bir mutlu oldum. sonra muhabbete baya baya katıldım. kitap okuyan kız da bıraktı kitap okumayı, dinlemeye başladı. sordum, california-san diego'danmış. ama exchange program vasıtasıyla dört dönemdir avrupada okuyormuş. istanbul'da okumuş, atina'da okumuş, floransa'da okumuş, tatile barselonaya gelmiş ve şimdi de almanyaya mı gidecekmiş ne. dedim oh ne güzel bir hayat ya. :) neyse muhabbet koyulaştı, dedim oturmayın kalkın bi bara gidin. ben de yukarı çıkıp uyudum bir güzel. sabah bir kalktım ki sanki bir öküz yemişim boğazımda takılmış duruyor. fena halde tıkanmış her yerim. çok ateşim var bir de. yapacak birşey yok, aşağı indim, kahvaltımı yapıp çıktım, duş aldım, hazırlandım, maillerime baktım, öğleden sonra 5te uçuyormuşum, ne güzel, hemen çıktım başladım gezmeye. önce sahile gittim, biraz yürüdüm, terleyince girdim duşun altına, kurulandım devam ettim yola, biraz daha gezdim falan, üfff anlatmıcam sıkıldım, çok monoton işte, gezdim de gezdim anasını satayım. en son karar veremedim ne alacağıma herşey o kadar çok uyduruk ve pahalı geldi ki, atldım otobüse havaalnına gittim. nese işte uçağa binmeden freeshop'lara uğrayaym dedim ama saati unutmuşum kontrolden sonra almayı. nese güç bela izin aldım geri döndüm pasaport kontrolden, ama çoktan birileri almış götürmüş kayıp eşya bölümüne. o da havaalanının diğer ucu. 40dakika kalmış napacam. koşa koşa gittim, aldım, geldim, beş dakika da free shop'larda ne gördüysem aldım atladım uçağa.
Bilerek koridor istedim uçağa en son bineceğimi bildiğimden. amsterdam'a giderkenki ihtişamlı uçağın kanadı olamayacak bir uçak vermiş thy. neyse sonra yemek yerken film yayını olduğunu farkettim, açtım bir şey izlemeye koyuldum. sonra dedim ben bu filmi izlemedim ama bir yerden hatırlıyorum.
'Bazen ilk görüşte bilirsin, o insan senin kaderindir. Bazen bir ömür ararsın… Bulunmaz.'
'Bir çerçeve gibidir hayat.Bazen dışına çıkamayacağın anlar olur;ama önemli olan çerçeveye koyduğumuz resimdir.'
Filmin yarısında izlemeye başlamışım galiba. Filmin müziklerini de biliyorum çoğunlukla, çok güzel seçilmişler, biraz etkiliyor o da. Neyse bir süre sonra acıklı şeyler cereyan etmeye başlıyor. Tutamıyorum kendimi. senelerdir biriktimişim ya, aklıma neler neler geliyor, kendimle olan kavgamı, hayatla olan kavgamı, ardımda bıraktıklarımı, kimseye besleyemediğim nefreti, içimdeki herşeyi döküyorum, döküyorum ama rahatlayamıyorum. bir yandan da soğuk algınlığının etkisiyle, sürekli burnumu çekiyor, arada bir öksürüyor, ama yine ağlamaya devam ediyorum. bir süre sonra yanımdaki japon kızın bana çok masum ama acıyan gözlerle baktığını görünce kendimi toparlamaya çalıştım.
Film bitti. Şebnem Ferah'ın 'hoşçakal' şarkısı eşliğinde...Kahve molası verildi, hemen arkasından farkettim ki, film başka bir kanalda yeniden başlıyor. Fonda Müslüm Gürses var. Filme ve albüme adını veren parça çalıyor.
Aşk tesadüfleri sever
Kader ayrılıkları
Yıllar geçmeyi sever
İnsan aramayı
Güller açmayı sever
Zaman soldurmayı
Eller birleşmeyi sever
Yollar ayrılmayı
Herkes geçmişi öder
Bir yol ayrımında
Başlamak istersen
Yeni bir hayata
Gölgeni yedek
Bırak ardında
Hayat tekrarları sever
Yeniden başlamayı
Kuşlar dalları sever
Kanatlarsa uçmayı.
Kader ayrılıkları
Yıllar geçmeyi sever
İnsan aramayı
Güller açmayı sever
Zaman soldurmayı
Eller birleşmeyi sever
Yollar ayrılmayı
Herkes geçmişi öder
Bir yol ayrımında
Başlamak istersen
Yeni bir hayata
Gölgeni yedek
Bırak ardında
Hayat tekrarları sever
Yeniden başlamayı
Kuşlar dalları sever
Kanatlarsa uçmayı.
Birden alçalmaya başlıyoruz ve kabindeki basınç öyle bir artıyor ki irtifa değişikliklerinden dolayı zaten tıkalı olan kulaklarımda öyle bir ağrı oluştu ki kulak zarım yırtıldı, kesin bir şey oldu diyorum, hiç bir ses işitmiyorum kendi iç sesim dışında. bir süre sonra burnumu kapatıp içeri hava üfledim, sağ kulağım açıldı ama sol felaket. kendi kendime gitti diyorum, bittim ben şimdi, kulağımdan kan geliyor mu acaba diye bakıyorum, yok, ama ağrıya dayanamıyorum, arkaya gidip hosteslerden yardım istiyorum, onların da durumu aynıymış ama ağrı azmış. aklıma başka başka şeyler getirip ağrıyı duymamaya çalışıyorum, inişe geçerken yasak olmasına rağmen mp3 çalarımı açıp dinlemeye başlıyorum.
Kahvenin önünden
Şöyle salınıp geçerken
Hayat dururdu sanki
Zamana değmeden
Bulaşır neşesi
Konuşup söylerken
Dağılırdı gam keder
İnsanın kalbinden
Mahallenin sevgilisi
Kadeh gibi çınlar sesi
Yaz kış açık penceresi
Ah, Sebahat Abla
Patiskadan perdeleri
Rüzgar taşır etekleri
Saksıları, çiçekleri
Ah, kokuyor hala
Çamlarına vururken
Batan güneşin rengi
Radyoda ince saz
Söyler kalptekini
Ne ruhun esrarı
Ne aşkın kudreti
Herkes öder gün gelir
Payına düşeni
Mahallenin afilisi
Siyah meşinden ceketi
Yara gibi gülümserdi
Ah Eşref Abi
Rakıyı susuz içerdi
Sebahat ablayı sevdi
Ortalığı duman etti
Ah Eşref Abii
İkisi de sahipsizdi
Kimse bilmez neden bitti
Kavuşmadan kaderleri
Bu şarkı bitti
Şöyle salınıp geçerken
Hayat dururdu sanki
Zamana değmeden
Bulaşır neşesi
Konuşup söylerken
Dağılırdı gam keder
İnsanın kalbinden
Mahallenin sevgilisi
Kadeh gibi çınlar sesi
Yaz kış açık penceresi
Ah, Sebahat Abla
Patiskadan perdeleri
Rüzgar taşır etekleri
Saksıları, çiçekleri
Ah, kokuyor hala
Çamlarına vururken
Batan güneşin rengi
Radyoda ince saz
Söyler kalptekini
Ne ruhun esrarı
Ne aşkın kudreti
Herkes öder gün gelir
Payına düşeni
Mahallenin afilisi
Siyah meşinden ceketi
Yara gibi gülümserdi
Ah Eşref Abi
Rakıyı susuz içerdi
Sebahat ablayı sevdi
Ortalığı duman etti
Ah Eşref Abii
İkisi de sahipsizdi
Kimse bilmez neden bitti
Kavuşmadan kaderleri
Bu şarkı bitti
